11 Nisan 2016 Pazartesi

1962’de Spiegel editörünün tutuklanması ve kamuoyu tepkisi


Türkiye’de bugün Can Dündar ve Erdem Gül’ün başına gelen “devlet sırrını ifşa etme” suçlamasının çok benzeri, bundan 54 yıl önce Alman Der Spiegel dergisinin kurucu editörü Rudolf Augstein’ın da başına gelmişti. Gazeteci Augstein ile savunma bakanı Franz Josef Strauss arasında karşılıklı suçlamalarla gelişen olay, aslında Alman demokrasinin dönüm noktalarından biri olarak medya tarihinde yerini alacaktı.

Olayın başlangıç noktası, 1961 yılında Augstein’ın savunma bakanını rüşvet almakla ve askeri tesis ihalelerinde yolsuzluk yapmakla suçlamasıydı. Bu iddia üzerine Alman hükümeti bir meclis araştırması başlatır, fakat Strauss aleyhine herhangi bir kanıta ulaşılamaz. Bir yıl sonra Spiegel’de çıkan bir makale, o günlerde yapılan bir NATO tatbikatını haber yapar ve bir NATO komutanını kaynak göstererek, Alman ordusunun savunma gücünün yetersiz olduğunu iddia eder. Savunma Bakanlığı, haberdeki bazı bilgilerin “devlet sırrı” olduğunu söyleyince, 26 Ekim 1962’de Spiegel’in ofisine ve gazetecilerin evlerine polis baskınları düzenlenir. Makalenin yazarı Conrad Ahlers ise tatil yaptığı İspanya’da otel odasını basan polisler tarafından gözaltına alınır. Derginin Hamburg ofisinde, Augstein ve derginin diğer yöneticileri apar topar tutuklanır, yazı işleri ofisi dört hafta boyunca polis işgalinde kalır, binlerce belgeye el konur.

Savunma bakanı Strauss mecliste yaptığı bir konuşmada, gazetecilerin tutuklanmasında parmağı olduğunu önce inkâr eder. Başbakan Konrad Adenauer de bakanını destekler ve olayın “büyük bir vatana ihanet vakası” olduğunu söyler.

Fakat beklenmedik bir gelişme olur ve gazetecilerin tutuklanması Almanya tarihinde ilk defa ülke genelinde büyük protestolara ve sokak gösterilerine yol açar. Oluşan kamuoyu baskısı sonucunda Strauss, gazetecilerin gözaltına alınması için bizzat talimat verdiğini itiraf etmek zorunda kalır. Strauss’un mecliste yalan söylediği ortaya çıkınca, koalisyon hükümetindeki beş bakan istifa ederek Başbakan Konrad Adenauer’i Strauss’u görevden almaya zorlar. Siyaseten sağ çizgide olan medya kurumları bile Spiegel’le dayanışma kampanyası başlatarak, hükümeti hukukun dışına çıktığı için eleştirir.

Hem kendi hükümetinden hem de kamuoyundan gelen baskı sonucunda, “devletin imkânlarını kullanarak eleştirel basına baskı uygulama” suçlamasıyla karşı karşıya kaldığını gören Adenauer, önce polisleri dergi ofisinden çeker, sonra da Strauss’u görevden alır. Augstein ise 103 gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır. Nihayet dava Alman Anayasa Mahkemesi’ne taşınır ve yüksek mahkeme Almanya’da bundan sonraki basın özgürlüğünün temellerini oluşturacak nitelikte tarihsel bir karar verir: Gazetecilerin kişisel özgürlüklerinin ihlal edildiğinin altını çizerek, aleyhlerindeki davanın düşürülmesine hükmeder. 

Medya tarihine “Spiegel vakası” olarak geçen bu olayın asıl önemi, ülke genelinde yol açtığı büyük sokak gösterileri, protestolar ve kamuoyu baskısı sayesinde, savaş sonrasındaki Alman siyasi kültürünü köklü biçimde değiştirmesinde yatar. Bu olay Almanya’da otoriter devlete itaat kültürünün sona ermesi ve modern anlamda demokrasiye geçişin dönüm noktası kabul edilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder